Serie Noir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serie Noir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2009 Cuma

COREY, VOGEL, JANSEN - LE CERCLE ROUGE - 1970


LE CERCLE ROUGE

"Bir gün erkekler karşılaşacaklarsa,
Uzaklaşan yolları ne olursa olsun,
Söylenmiş günde, kaçınılmaz şekilde,
Kızıl Çemberde bir araya geleceklerdir."
Siddhartha Gautama Buddha

1 - Komiser Mattei(André Bourvil) şehir dışında yakaladığı özel tutuklusu Vogel'i (Gian Maria Volonte) bizzat mahkemeye çıkarmak amacıyla tren yolculuğuna yetişmeye çalışmaktadır...
2 - Corey(Alain Delon) hücresinde koridordan gelen ani bir sesle gözlerini açar...

1 - Trene yetişen Mattei, uykusundan uyanan Corey'in aksine stresli bir yolculuğun son çeyreğinde bir parça uykuya ihtiyaç duymaktadır. Vogel'i ranzanın üst katına kelepçeleyerek, başucunda ki okuma lambasını söndürür ve gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlar.

2 - Yatağından doğrulan Corey'in karşısında eski iş arkadaşlarından birisi vardır ve hapisten bir kaç saat içerisinde çıkarılacağını kendisine müjdeler. Bu iyiliğin karşılığında kendisinden istenilen, yüklü bir mücevher soygunu işidir...


1 - Matteinin bir anlık dalgınlığını fırsat bilen Vogel, çengelli iğnenin yardımıyla kelepçesinden kurtularak kendini vagonun camından dışarı atar...

2 - Tahliye olan Corey, kendisini içeri yollayan ve patronun karısı olan eski aşığından içeride yattığı süreye karşılık, patronunun kasasında ki tüm parayı alarak şehir dışına kaçar ...

1 - Vogel şehirler arası yol üzerindeki bir cafede park halinde ki araçlardan birinin bagajına saklanır. Araç Corey'e aittir.
1 - 2 - 3 : Kaderleri kesişen iki adamın yolu, alkolün halisünasyonlarıyla boğuşan polis eskisi Jansen (Yves Montand) ile buluşur. Hedeflerinde mücevher soygunu işi vardır.

Kızıl çember tamamlanmıştır...


Minimalist Serie Noir:

1930'ların Nazi Almanyasından göç eden Alman sinemacıların, zamanında finansal açıdan ihtişamlı Amerikan sinemasına karşı geliştirdikleri ihtişamlı görsel sunum (ışık oyunlarıyla temellendirilen dışavurumculuk) beraberlerinde Amerikaya taşıdıkları bir kültür olarak gelişimine başlar. 1930'lar Amerikasının Gang filmlerinin karanlık atmosferi bu sunumlar için biçilmiş bir kaftandır. Gerek senaryo gerekse de kurgu açısından Kara Filmlerin ilk örnekleride bu döneme rastlamaktadır.

Kara film bir tarz olarak Hollywood kökenli kabul edilmesine karşın özellikle Avrupa'da da kendi örneklerini yaratmış olması kaçınılmazdır. Burada ilk örneği Hollywood'un fişlemesinden nasibini alarak Fransaya gitmek zorunda kalan ve orada çektiği Rififi ile Jules Dassin vermektedir. Siyah ve beyazın kontrast zarifliğinin cazibesine karşı, Jean Pierre Melville'nin tek renk ışık üzerine şekillendirdiği kendi kara tarzıda aynı derecede etkilidir.


Ülkemizde Ateş Çemberi olarak bilinen Le Cercle Rouge, Jean Pierre Melville'nin doğu felsefeleri ve minimalizm üzerine Le Samourai ile başlayan örnek üçlemesinin ikinci bölümüdür. Filmin her karesinde sadelikten ödün vermeden, ustaca yakalanan doğal bir ihtişam ve insan-nesne birlikteliği söz konusudur.

Le Samourai'nin ölü karakterleri gibi Ateş Çemberini tamamlayan bu üç soğukkanlı adamda konuşmaya fazla ihtiyaç duymazlar. Rol dağıtımı incelendiğinde özellikle Yves Montand'ın sinema kariyerinde alışılagelmiş örnek salon adamı veya alfa erkek karakterlerine tezat bir şekilde alkol bağımlılığını gizlemeye çalışan, psikolojik problemli polisi canlandırması dikkat çekmektedir.


Kötülerin dünyası kadar, Vogel'in peşinde ki görev adamı André Bourvil'in Komiser Mattei karakteriyle istendiği zaman polisin olaylara ne kadar çabuk ve eksiksiz müdahele edebilme gücü olduğunun altı çizilmektedir.

Kanun koruyucu veya kanunsuzlar arasında ki farkta sorumlu bulundukları çevrelerle sınırlıdır.

Melville, kara filmlerin olmazsa olmaz özelliklerden birisi olan müzikal motifsizlik öğesini soygun sahnesinde kullanmaktadır. Müzikal temaya ihtiyaç duymaksızın doğal sesler veya alabildiğine sessizlikle yaratılan bu atmosferin en olgun örneğini serinin üçüncü bölümü Un Flic'te görebilmek mümkündür. Sessiz soygun sekansının haricinde filmin geneline hakim olan Eric Demarsan imzalı crime jazz motifleri, bu trajik kara hikayeye işitsel bir anlam katmaktadır.


Filmin müziklerinden örnek melodiler için buraya tıklayınız.

Yazan : Gökay GELGEÇ - Yojimbooo

LE CERCLE ROUGE RESIM GALERISI:


4 Ocak 2008 Cuma

Jeff COSTELLO - LE SAMOURAI 1967


LE SAMOURAI

"Kim olduğumun önemi yok. Seni öldürmek için burdayım."
Alain Delon - Jeff Costello

Jeff Costello (Alain Delon), Paris banliyölerinde yaşayan milyonlarca yalnız insandan birisidir. Bu hayalet insan aynı zamanda Paris Yeraltı Dünyasının yalnız kurtlarındandır. Kendisine ulaşabilenlerin verdikleri işler doğrultusunda sonsuz sadakatle hareket eden bir görev adamıdır.
Bir süre sonra Paris gece hayatının gözde klüplerinden birisinin önüne ustaca kamufle edilmiş çalıntı bir araba park eder. Gri pardesülü, fötr şapkalı ve beyaz eldivenli bir adam klübün ofisler bölümüne yönelir. Kısa bir süre sonra silah sesleriyle irkilen klübün piyanisti Valérie (Cathy Rosier) ofislere açılan boş koridorda hayalet gibi hareket eden katille yüz yüze gelir.

Polis şefi'nin (Francois Périer) elinde ki tek eşgal pardesülü, fötr şapkalı bir erkektir. Kısa bir süre içerisinde Jeff te dahil olmak üzere Paris'in gece hayatından toplanan yüzlerce şüpheli polis merkezine getirilir.

Jeff'in sorgulamada geçirdiği bir gece kendisini kiralayanlar tarafından hoş karşılanmaz. Yeraltı dünyasının kurallarına göre konuşmamış olsa dahi polisle temasa geçen birisini ortadan kaldırmak en köklü çözümdür. Kara listeye alınan Jeff, kendisine hazırlanan tuzaktan yaralı olarak kurtulur ve yine yeraltı dünyasının kurallarına göre yaralı bir kurttan kurtulmanın tek yolu onunla işbirliğidir.


Bir Delon klasiği :
Fransız kimliğinden öte dünya sinemasında soğukkanlılığın bir etiketi haline gelen Alain Delon'un kariyerinin en güzel örnekleri gang filmlerinden oluşur. Katil veya Baba olsun Delon için biçilen kaftan, kalabalıkların yalnız efendisi olmaktır. Efendi olabilmenin ilk koşulu da, yönettiklerinden bir adım önde olabilmektir.

Jeff film boyunca kendi kaderini çizmeye çalışanlardan bir adım öndedir. Bu özelliğin detayları kumar masasında açıkça dile getirilir. Asla tamamen kaybetmez, sadece kendi istediği kadarını karşısında kine koz olarak verir. Bu anlamda film boyunca Jeff'in suçluluğundan yüzde yüz emin olan müfettiş bile finalde elinde tuttuğu boş tabancayla, peşinde olduğu adamın kendisine bir lütufta bulunduğunu anlar.




"Samuray'ın ki sonsuz yalnızlıktır. Ormanda ki dişi kaplan olmadıkça."

Bushido'nun el kitabı

Le Samourai, Jean Pierre Melville'nin kara sinemasının en önemli örneklerinden birisidir. Melville'nin sineması diyaloglar ve seyirciyi bilgilendirmeye dayalı görüntülerden ziyade başka unsurlara dayanır. Filmlerin kurgusu ve anlatım stiliyle gayet durağan işleyen temposunu izlenebilir kılan esrarengiz bir gerilim öğesi bulunmaktadır. Gerilimin kaynağı ise metropollerin içerisinden incelikle seçilmiş karakterlerde yatar.



Melville'nin gangleri az konuşan sadece silahlarını ateşledikleri anlarda hızlı hareket eden tiplemelerdir. Aslında filmlerde karşımıza çıkan tüm karakterler birer ölüdür. Sadece kader olgusunun yaşamlarının son anlarında bir araya getirdiği karakterlerdir. Bu son karelerde resmedilen hikayeler, seyircilerin zihninde "acaba yaşayacak mı?" sorusunu oluşturur.

Finalde kazanan taraf ise sadece kara sinemanın kendi kurallarıdır.



LE SAMOURAI Fragmanı:



Le Samourai'nin sinemamızda ki etkilerini incelediğimizde akla gelen en önemli örnek, Cüneyt Arkın'ın başrolünde oynadığı 1972 yapımı Yaralı Kurt'tur. Film, hikayenin biraz daha farklı bir versiyonunu içermektedir.

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo