alain delon sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
alain delon sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

30 Nisan 2008 Çarşamba

Francois & Roch - BORSALINO 1970


BORSALINO

"Onun ardından, hakkında tek bir kelime konuşmadı"
Alain Delon "Roch"

Jean Paul Belmondo "Francois"

Roch Siffredi(Alain Delon) hapiste geçen zamanının ardından ait olduğu Marsilya sokaklarına geri döner. İlk iş olarak muhtemel gammazcılarına göz dağı vererek şehre yeniden döndüğü haberinin yayılmasını sağlar. Adrien'in Barında gördüğü güzel Lola'ya sahip olmak istediğinde bunu isteyen tek kişinin kendisi olmadığını görür. Lola'nın en az Roch kadar "sağlam" bir talibi daha vardır ve iki rakibin kızı elde edebilmek için kıran kırana dövüşmeleri gerekmektedir.


Roch'un karşısına çıkan bu beklenmedik rakip Francois Capella(Jean Paul Belmondo)'dır. Tüm mahalleyi barın önüne toplayan baba usulü bir dövüşün ardından kıza tek başlarına sahip olmak yerine dostane duygularla işbirliğine gitmenin daha iyi bir yol olduğunu anlarlar. 1930'ların Marsilyasında sokakları elde etmek isteyenler için işbirliği yapmak hem güvenlik hem de büyümek açısından en ideal yöntemdir.
Francois ve Roch'un bir avuç adamıyla beraber ilk soyundukları iş, şehrin at yarışları ve boks müsabakalarının bahislerini ayarlamaktır. İkili birbirlerine ısındıkça ünleride artmaya başlar ve Marsilya'nın büyük patronlarının himayesinde onların adına iş takibine başlarlar. İkilinin büyüme hırsları vakti geldiğinde babaların izinleri haricinde kendi namlarına iş çevirmeye başlamalarına ve itaatsizliğin sonucu olarak ta savaşa yol açacaktır.


Uzun ve maceralı bir yolu deli cesaretleri sayesinde kateden ikili Marsilya'nın en büyükleri olduklarını ilan ettikleri gece, makineli tüfek sesleri eşliğinde şehre sahip olmak isteyen bir yabancının geliş haberini alırlar.

İki dostun yapacağı tek şey ayakta kalmak veya ayrılmak için son kez yazı tura atmaktır.




Erkekler arasında:

Sinema'nın varlığından bugüne erkekler arasında ki dostluk teması her tür içerisinde başarıyla yedirildiği takdirde sürekli tutan bir formül olmuştur. Borsalino'nun çevriminden kısa bir süre önce çevrilen tüm zamanların en başarılı westernlerinden birisi olan Butch Cassidy and Sundance Kid bu formülün en önemli örneklerinden birisidir. Western'de ki örneğinde Paul Newman ve Robert Redford'da olduğu gibi Delon ve Belmondo'nun da Borsalino'nun çevriminin ardından aralarından su sızmayan iki sıkı dost oldukları muhtemeldir.


Bir tarafta Fransa'nın "cool" sembolü Alain Delon'un şanına yakışan şekilde az ve öz konuşan yapısı diğer tarafta da sürekli macera peşinde koşan üçkağıtçı, tatlı serseri Belmondo'nun kadrajlardan taşan alaycı gülümsemesi Borsalino'yu bir klasik haline getiren özelliklerdendir.

Temel olarak ele alındığında Borsalino, Delon'un sinemada ki imajına daha uygun bir karakteri barındırmaktadır. İnsanı hayrete düşürecek cambazlıkların mucidi ve uygulayıcısı Belmondo'nun film süresince akrobatik yeteneklerinden ziyade senaryo gereği sadece yumruklarını konuşturabildiği göze alındığında Delon'un daha şanslı olduğu düşünülebilir. Bu nokta da serie noir'ların değişmez buz adamı Delon'un Borsalino'da da ne kadar soğuk olsa da esprili jargona katkıda bulunduğunu ve dolayısıyla Belmondo'nun akrobasiden verdiği taviz gibi onunda "ağır abilik"ten verdiği tavizle aralarında ki durumu eşitlemişlerdir.


Borsalino'nun kendine özgü yarı Fransız yarı İtalyan raconu sahibi ganglerini başarıyla canlandıran, birbirlerine karakter olarak nerdeyse zıt ama iş bitirme konusunda da o kadar yakın bu ikilinin filmin çevrimi süresince bol bol eğlendiklerine şüphem yok.



Okyanus ötesi:

Borsalino, yönetmeni Jacques Deray'in başarısının ödülü olarak Amerika'da da en az Avrupa'da ki kadar ilgi görmüş bir klasiktir. Filmin yolculuğunun kıtalar arası olacağı, çekimler esnasında bu amaca hizmet etmek için eklenen detaylarda gizlidir.

Butch Cassidy and Sundance Kid'e göndermeler içeren fotoğraflı anlatım, Mafya'nın ana vatanının İtalya olduğu kadar Gangliğin de anavatanının Amerika olduğunu bilerek 1930'lar Marsilyasını komşusu Sicilya'dan çok Chicago'nun yeraltı dünyasıyla ilişkilendiren temalar bu detaylardan bazılarıdır.

Çekiminden 4 yıl sonra ilk bölümün bittiği andan başlayıp Marsilyayı elde tutma mücadelesini ele alan ikinci film Borsalino & Co.'nun ilk filmle kıyaslandığında daha avantür bir yapım olduğu söylenebilir.



Tescilli Borsalino :

Senaryo, oyunculuk ve akıcılık kadar filmi güzel kılan başka özelliklerde bulunmaktadır. Borsalino ismi, filme damgasını vuran 30'ların bir giyim stili ve aynı zamanda İtalyan kökenli bir giyim firmasının ismidir. Belmondo ve Delon'un gardrop uzmanlarının ne kadar incelikle çalıştıklarını maskaretli ayakkabıları, çizgili takım elbiseleri ve tabii ki Borsalino kepleriyle anlaşılmaktadır.

Claude Bolling'in muhteşem Borsalino bestesi, tüm zamanların en iyi film müzikleri arasında en üst sıraları haketmektedir. 1930'ların dünyasıyla ve filmin güldürü yanı ağır basan gangster hikayesini tamamlayan bu melodinin bir bölümünü video sunumunda dinleyebilirsiniz.


Sadece Amerika veya Avrupada ki başarısını düşünerek es geçilmemesi gereken bir değer husus ta Borsalino'da yazı tura atan ikilimizin en azından bu özellikleri ile dahi ülkemizde "kanka olmak" tabirine uyacak bir janrın mensupları olduklarıdır.

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo

Borsalino jenerik ve müzik :


14 Nisan 2009 Salı

Komiser COLEMAN - UN FLIC - 1972


UN FLIC
"Ben Coleman ... nerede? ... geliyorum"
Alain Delon - Komiser Coleman

Simon (Richard Crenna) ve ekibinin şehrin sayfiye bölgesinde düzenledikleri banka soygunu istenmedik bir olayla noktalanır. Ekibin üyelerinden biri banka güvenliğince vurulur, yaralı dostlarından kurtulmak zorunda olan ekip yeni bir soygunun planlarını yapmak için kolları sıvar.

Soygun haberini alan Komiser Coleman(Alain Delon) şehirde klüp işletmekte olan ve sevgilisi Cathy(Catherine Deneuve) ile yasak aşk yaşadığı Simon'dan olay hakkında bilgi toplamaya çalışır. İki ayrı uçtaki adamında bu yasak ilişkiden bir çıkarı vardır.


Coleman'dan polis teşkilatının çalışma sistemi üzerine ipuçlarını yakalayan Simon daha temkinli hareket etmekte, Coleman ise Simon'un muhbir faaliyetinden faydalanarak suç yumaklarını daha kolay çözebilmektedir.

Gelecek soygun dalgasının daha büyük olacağına ilişkin önsezileri olan Coleman, başarılı bir operasyonla ele geçirdiği soygun ekibi üyesinden patronun çok yakından tanıdığı birisi olduğu öğrenir.


Mavi Paris:

Un Flic uykuya dalan Paris'in huzur içerisinde uyanacağı sabah saatlerine kadar devriye gezen 8 nolu polis otosunun intikal ettiği olay mahallerinde ki sıradan su hikayelerinden birisinin tasviri olarak başlar. Filmi bir klasik olarak nitelendirebilecek sözlerle bu noktada tanışırız;

"Alo ... burası 8 no.'lu devriye ..."


Melville'nin serie noir hikayelerinin vazgeçilmez bir öğesi olan açılış öğretileri bu sefer uzak doğu felsefesi yerine Vidocq'den bir dize ile başlar;

"Erkeği iki şey harekete geçirir, boşluk ve alay edilmek"

Gösterişli gece klübü eğlenceleriye Le Cercle Rouge'a, Delon'un suç mahallini incelerken kısa bir süreliğine duvarda ismini gördüğü Jeff Costello ile Le Samourai'ye gönderme yapılmaktadır. Her ne kadar bir bütünün parçası gibi tasarlanmaya çalışmış bir film olsada senaryonun ve işleyişin Melville yaklaşımına özel gerilim-gizem temalarını başarılı bir şekilde veremeyişi filme durağanlık getirmektedir.

Özellikle minimalist bir yaklaşımı vurgulamaktan zevk alan Melville sinemasının Delon ile gerçekleştirdiği üçleme son halkasının bu sebeple daha zayıf, bağımsız bir film olarak ise sinematografik açıdan başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Mavi tonların hakim olduğu ışık düzeni, bohem bir atmosferin monoton insanlarını anlatan resim seçimleri bu açıdan göze çarpan öğelerdir.


Maket tren ve maket helikopter kullanımının çok uzun süreye yayılmasıyla, filmin ana soygun sahnesinin düşük bir bütçeyi afişe edercesine tasarlanmış olması filme en büyük kan kaybını yaşatan etkendir. Bununla beraber soylu kanunsuzun temsilcisi Alain Delon'un bu kez kanun adamı olarak izleyici karşısına çıkışı cool tavrından taviz vermemesine karşı kolay kabullenebilinecek bir değişim olarak gözükmemektedir.

1980'li yıllarda Reagan politikasıyla dünya jandarmalığı ve siyasi yayılmacılığını koyu bir milliyetçilikle sinemasına aktaran Amerika'nın yenilmez kahramanlarından John Rambo'nun eğiticisi albay Trautman ile belleklerde yer eden Richard Crenna'nın bu suç hikayesini vasat bir başarıyla yüklenmiş bir kötü adam karakteri olması da senaryoya canlandırıcı bir öğe sunamamaktadır.


Un Flic, oyuncularını hariç tutarak mavinin buhranıyla işlenmiş bir Paris portresi olarak ilgi çekebilecek bir filmdir. Michel Colombier'in maviyle hazırlanmış bu portreyi tamamlayan saykodelik teması renk yelpazesinin görünmeyen yönünü tamamlamaya yardımcı olur. Belkide gözle iletişim kurduğumuz Delon'un sadece sesiyle bu portreyi süsleyen bir komiser oluşu hikayeyi çok daha ilginç kılabilirdi.

"... Ben Coleman .... nerede? ... hemen geliyorum"

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo
UN FLIC Resim Galerisi:




4 Ocak 2008 Cuma

Jeff COSTELLO - LE SAMOURAI 1967


LE SAMOURAI

"Kim olduğumun önemi yok. Seni öldürmek için burdayım."
Alain Delon - Jeff Costello

Jeff Costello (Alain Delon), Paris banliyölerinde yaşayan milyonlarca yalnız insandan birisidir. Bu hayalet insan aynı zamanda Paris Yeraltı Dünyasının yalnız kurtlarındandır. Kendisine ulaşabilenlerin verdikleri işler doğrultusunda sonsuz sadakatle hareket eden bir görev adamıdır.
Bir süre sonra Paris gece hayatının gözde klüplerinden birisinin önüne ustaca kamufle edilmiş çalıntı bir araba park eder. Gri pardesülü, fötr şapkalı ve beyaz eldivenli bir adam klübün ofisler bölümüne yönelir. Kısa bir süre sonra silah sesleriyle irkilen klübün piyanisti Valérie (Cathy Rosier) ofislere açılan boş koridorda hayalet gibi hareket eden katille yüz yüze gelir.

Polis şefi'nin (Francois Périer) elinde ki tek eşgal pardesülü, fötr şapkalı bir erkektir. Kısa bir süre içerisinde Jeff te dahil olmak üzere Paris'in gece hayatından toplanan yüzlerce şüpheli polis merkezine getirilir.

Jeff'in sorgulamada geçirdiği bir gece kendisini kiralayanlar tarafından hoş karşılanmaz. Yeraltı dünyasının kurallarına göre konuşmamış olsa dahi polisle temasa geçen birisini ortadan kaldırmak en köklü çözümdür. Kara listeye alınan Jeff, kendisine hazırlanan tuzaktan yaralı olarak kurtulur ve yine yeraltı dünyasının kurallarına göre yaralı bir kurttan kurtulmanın tek yolu onunla işbirliğidir.


Bir Delon klasiği :
Fransız kimliğinden öte dünya sinemasında soğukkanlılığın bir etiketi haline gelen Alain Delon'un kariyerinin en güzel örnekleri gang filmlerinden oluşur. Katil veya Baba olsun Delon için biçilen kaftan, kalabalıkların yalnız efendisi olmaktır. Efendi olabilmenin ilk koşulu da, yönettiklerinden bir adım önde olabilmektir.

Jeff film boyunca kendi kaderini çizmeye çalışanlardan bir adım öndedir. Bu özelliğin detayları kumar masasında açıkça dile getirilir. Asla tamamen kaybetmez, sadece kendi istediği kadarını karşısında kine koz olarak verir. Bu anlamda film boyunca Jeff'in suçluluğundan yüzde yüz emin olan müfettiş bile finalde elinde tuttuğu boş tabancayla, peşinde olduğu adamın kendisine bir lütufta bulunduğunu anlar.




"Samuray'ın ki sonsuz yalnızlıktır. Ormanda ki dişi kaplan olmadıkça."

Bushido'nun el kitabı

Le Samourai, Jean Pierre Melville'nin kara sinemasının en önemli örneklerinden birisidir. Melville'nin sineması diyaloglar ve seyirciyi bilgilendirmeye dayalı görüntülerden ziyade başka unsurlara dayanır. Filmlerin kurgusu ve anlatım stiliyle gayet durağan işleyen temposunu izlenebilir kılan esrarengiz bir gerilim öğesi bulunmaktadır. Gerilimin kaynağı ise metropollerin içerisinden incelikle seçilmiş karakterlerde yatar.



Melville'nin gangleri az konuşan sadece silahlarını ateşledikleri anlarda hızlı hareket eden tiplemelerdir. Aslında filmlerde karşımıza çıkan tüm karakterler birer ölüdür. Sadece kader olgusunun yaşamlarının son anlarında bir araya getirdiği karakterlerdir. Bu son karelerde resmedilen hikayeler, seyircilerin zihninde "acaba yaşayacak mı?" sorusunu oluşturur.

Finalde kazanan taraf ise sadece kara sinemanın kendi kurallarıdır.



LE SAMOURAI Fragmanı:



Le Samourai'nin sinemamızda ki etkilerini incelediğimizde akla gelen en önemli örnek, Cüneyt Arkın'ın başrolünde oynadığı 1972 yapımı Yaralı Kurt'tur. Film, hikayenin biraz daha farklı bir versiyonunu içermektedir.

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo

2 Ocak 2009 Cuma

COREY, VOGEL, JANSEN - LE CERCLE ROUGE - 1970


LE CERCLE ROUGE

"Bir gün erkekler karşılaşacaklarsa,
Uzaklaşan yolları ne olursa olsun,
Söylenmiş günde, kaçınılmaz şekilde,
Kızıl Çemberde bir araya geleceklerdir."
Siddhartha Gautama Buddha

1 - Komiser Mattei(André Bourvil) şehir dışında yakaladığı özel tutuklusu Vogel'i (Gian Maria Volonte) bizzat mahkemeye çıkarmak amacıyla tren yolculuğuna yetişmeye çalışmaktadır...
2 - Corey(Alain Delon) hücresinde koridordan gelen ani bir sesle gözlerini açar...

1 - Trene yetişen Mattei, uykusundan uyanan Corey'in aksine stresli bir yolculuğun son çeyreğinde bir parça uykuya ihtiyaç duymaktadır. Vogel'i ranzanın üst katına kelepçeleyerek, başucunda ki okuma lambasını söndürür ve gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlar.

2 - Yatağından doğrulan Corey'in karşısında eski iş arkadaşlarından birisi vardır ve hapisten bir kaç saat içerisinde çıkarılacağını kendisine müjdeler. Bu iyiliğin karşılığında kendisinden istenilen, yüklü bir mücevher soygunu işidir...


1 - Matteinin bir anlık dalgınlığını fırsat bilen Vogel, çengelli iğnenin yardımıyla kelepçesinden kurtularak kendini vagonun camından dışarı atar...

2 - Tahliye olan Corey, kendisini içeri yollayan ve patronun karısı olan eski aşığından içeride yattığı süreye karşılık, patronunun kasasında ki tüm parayı alarak şehir dışına kaçar ...

1 - Vogel şehirler arası yol üzerindeki bir cafede park halinde ki araçlardan birinin bagajına saklanır. Araç Corey'e aittir.
1 - 2 - 3 : Kaderleri kesişen iki adamın yolu, alkolün halisünasyonlarıyla boğuşan polis eskisi Jansen (Yves Montand) ile buluşur. Hedeflerinde mücevher soygunu işi vardır.

Kızıl çember tamamlanmıştır...


Minimalist Serie Noir:

1930'ların Nazi Almanyasından göç eden Alman sinemacıların, zamanında finansal açıdan ihtişamlı Amerikan sinemasına karşı geliştirdikleri ihtişamlı görsel sunum (ışık oyunlarıyla temellendirilen dışavurumculuk) beraberlerinde Amerikaya taşıdıkları bir kültür olarak gelişimine başlar. 1930'lar Amerikasının Gang filmlerinin karanlık atmosferi bu sunumlar için biçilmiş bir kaftandır. Gerek senaryo gerekse de kurgu açısından Kara Filmlerin ilk örnekleride bu döneme rastlamaktadır.

Kara film bir tarz olarak Hollywood kökenli kabul edilmesine karşın özellikle Avrupa'da da kendi örneklerini yaratmış olması kaçınılmazdır. Burada ilk örneği Hollywood'un fişlemesinden nasibini alarak Fransaya gitmek zorunda kalan ve orada çektiği Rififi ile Jules Dassin vermektedir. Siyah ve beyazın kontrast zarifliğinin cazibesine karşı, Jean Pierre Melville'nin tek renk ışık üzerine şekillendirdiği kendi kara tarzıda aynı derecede etkilidir.


Ülkemizde Ateş Çemberi olarak bilinen Le Cercle Rouge, Jean Pierre Melville'nin doğu felsefeleri ve minimalizm üzerine Le Samourai ile başlayan örnek üçlemesinin ikinci bölümüdür. Filmin her karesinde sadelikten ödün vermeden, ustaca yakalanan doğal bir ihtişam ve insan-nesne birlikteliği söz konusudur.

Le Samourai'nin ölü karakterleri gibi Ateş Çemberini tamamlayan bu üç soğukkanlı adamda konuşmaya fazla ihtiyaç duymazlar. Rol dağıtımı incelendiğinde özellikle Yves Montand'ın sinema kariyerinde alışılagelmiş örnek salon adamı veya alfa erkek karakterlerine tezat bir şekilde alkol bağımlılığını gizlemeye çalışan, psikolojik problemli polisi canlandırması dikkat çekmektedir.


Kötülerin dünyası kadar, Vogel'in peşinde ki görev adamı André Bourvil'in Komiser Mattei karakteriyle istendiği zaman polisin olaylara ne kadar çabuk ve eksiksiz müdahele edebilme gücü olduğunun altı çizilmektedir.

Kanun koruyucu veya kanunsuzlar arasında ki farkta sorumlu bulundukları çevrelerle sınırlıdır.

Melville, kara filmlerin olmazsa olmaz özelliklerden birisi olan müzikal motifsizlik öğesini soygun sahnesinde kullanmaktadır. Müzikal temaya ihtiyaç duymaksızın doğal sesler veya alabildiğine sessizlikle yaratılan bu atmosferin en olgun örneğini serinin üçüncü bölümü Un Flic'te görebilmek mümkündür. Sessiz soygun sekansının haricinde filmin geneline hakim olan Eric Demarsan imzalı crime jazz motifleri, bu trajik kara hikayeye işitsel bir anlam katmaktadır.


Filmin müziklerinden örnek melodiler için buraya tıklayınız.

Yazan : Gökay GELGEÇ - Yojimbooo

LE CERCLE ROUGE RESIM GALERISI: