9 Mayıs 2008 Cuma

Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 3


KURTLAR VADISI ANALIZLERI - 3

PALA vs MEMATİ


Kurtlar vadisi dizisini konsept olarak sevmesemde dizi içinde dikkatle izlediğim bazı yan karakterleri var. Bu karakterler bana yer yer 70'lerdeki Türk filmlerini hatırlattılar. Aslında bu karakterler diziyi incelememe sebep oldular.
İşin siyasi boyutu bir kenara bırakıldığında ileride kendi hayranlarını yaratacak “kült” rollerin başında “Memati” ve “Pala” geliyor. Maalesef Türkiye’de ana sorun bu kişileri gerçek hayat ile özdeşleştirenlerde.
Dizide “Çakır” öldüğünde gazeteye ilan verenler, dizi karakterlerini siyasi birer kahraman haline getirenler vs vs. Beni bunlar ilgilendirmiyor, bu yüzden bu 2 karakteri etiketlendirildikleri siyasi durumdan ayrı olarak inceleyeceğim.

PALA

Pala karakterini Kurtlar vadisinde ilk gördüğümde Cem Yılmaz'ın Kurtlar Vadisine transfer olduğunu düşündüm. Vizontele'de ki Fikri tiplemesi ile Pala’nın benzerliği hemen ilgimi çekmişti. Zaten resimde de bu kısmi benzerliği görebilirsiniz. Tabiiki canlandırılan karakterler tamamen farklı.
Pala karakteri Türk sinemamızda yer alan klasik kötü anlayışının bir devamı, her ne kadar devlet için çalışmış olsada gerçek bir kötü o çünkü sert ve acımasız, merhameti yok.
Aslında özünde Polat ile Pala'nın hiç bir farkı yok özellikle Doğu Bey'e götürüldüğünde yapılan sorgusu sırasında Polat'tan farklı bir çizgi çizmiyor ayrıca öldürülmesi emredilen kişiyi öldürüyor ki buda verilen görevi yerine getirdiğini gösteriyor, bu noktada dizi gerçekten kendi içinde yaşadığı en büyük çelişkiyi yaşadı ve işin içinden çıkamadılar. Çareyi Palayı tamamen kötü bir çizgiye oturtmakta buldular çünkü Pala'nın bu çizgisi ile Polat'ın görevi aslında aynı.

Yüksel Arıcı oynadığı özel timci tetikçi rolü ve yenilmesi zor rakip pozisyonu ile Polat Alemdar karakterine karşı verdiği mücadelede dizinin hafızalarımıza kazınan bir karakteri olmayı başardı (benim için diziyi izleme sebeplerindne birisi idi).
Belli bir siyasi çevrenin günah çıkarttığı bir karakteri oynarken bence Polat Alemdar karakterine en sert eleştiriyi dizi içerisinde "PALA" yapıyor. Görev adamı olarak paraya yönelmiş olsada üzerine beton dökülmeden önce yapılan sorguda geçen dialog üzerine diziyi orada bitirseler daha iyi olurdu diye düşündüm.
Zira ""devlet benim" diyen bir devlet görevlisi ile ve devletin kendisine görev verdiği bir eski özel timci.

"Sadece Ölürler Görür"
Gözlerini sadece Ölülerin gördüğü Pala'nın sık sık kullandığı "Babayiğit" sözü karaktere cuk diye oturmuş. Ray Ban güneş gözlüğü (Polat kırınca matrixleşti biraz ama olsun), tavırları kendine has raconu ve duruşu ile gerçekten dizideki en farklı tipleme olmuştu (bir diğerleride Laz Ziya ve Çakırdır).
Polat ve kabilesinden yana olmasada ilgi gören bir karakter oldu. Yanındaki Bedri ve Kral'ında ortaya koydukları tutarsız ve saldırgan ama Palaya olan ihtiyaçları ile Pala'nın acımasız kişiliği ve tecrübesi diziye dinanizm getiren unsurlardandı. Bu 3lü bana yer yer Erol Taş'ın kurduğu çeteleri hatırlattı.
Açıkçası dizide Pala ve Memati'nin karşılaşacakları sahneyi ve yapacakları bir düelloyu bekledim. Ancak yine Polat Alemdar karakterini ön plana çıkartma endişesi (bence) bu olası müthiş kapışmayı engelledi.

MEMATİ

Dizinin en farklı karakteri Memati'nin Polat Alemdar karakterinden daha uzun süre rol aldığını söyleyebiliriz. Bu noktada Memati rolünün hakkı yeniyor.
Dizide senaristlerin önem vermediği ve harcadığı karakter Memati bence. Dizideki bütün mafya mensupları ile gerçek hayatta bir isme paralellik kurarken Abdülhey ve Memati'nin daha sıradan tipler olmaları aslında bağımsız birer karakter olmalarını da güçlendiriyor. Ancak Abdülhey'in bile daha öne çıkması ve Memati gibi o "alemde" yetişmiş birisinin hala ceketinin önünü iliklemesi biraz işi bozuyor diyebilirim.
Buna rağmen Gürkan Uygun çok başarılı bir çizgi çiziyor. Görev adamı olarak Çakır'ın sağ kolu olarak sürdürdüğü performansı Polat ile farklı bir yön almıştı. Psikopat bir görev adamını canlandırırken Polat'a sorgusuz sualsiz itaat konusunda Memati'nin asiliği güzel bir denge unsuru idi maalesef bunu senaryo içinde törpülediler. Oysa bir dönem yaşadığı çelişkiler ve sorguladığı şeyler gözönüne alınırsa bu karakterin yani Memati'nin dizi içinde daha fazla ağırlığı olması gerektiğini düşünüyorum.

Kurtlar Vadisinin son 20 bölümünde Polat Alemdar tarafından azarlanan ve fikirleri beğenilmeyen bir sağ kol olması ve giderek pasifize edilmesi ise tipik bir emir komuta zincirinin kötü bir şekilde diziye yansıması.

Tiyatronun içinden gelmiş ve dizi içinde uzun zamandır rol alan bir karakterin kesinlikle daha fazla ağırlığı olması gerekiyor. Ara sıra yaptığı çıkışlar ile psikopat katil rollerini gayet başarılı oynayabileceğine bize inandıran Gürkan Uygun için belkide dizide varılabilinecek son nokta bu.
Umarım dizi devam eder ve bu rol oyuncunun hakkı olan şekilde daha doğru bir şekillenme içine girer. Yoksa Polat Alemdar karakterinin egosu altında ezilen rollerin ne kadar katkı sağlayacağı soru işareti ve dizinin yumuşak karnı.


Gelecek Bölüm: Çakır ve Türk sinemasından alıntılar
Yazan: Utku ULUER

30 Nisan 2008 Çarşamba

Francois & Roch - BORSALINO 1970


BORSALINO

"Onun ardından, hakkında tek bir kelime konuşmadı"
Alain Delon "Roch"

Jean Paul Belmondo "Francois"

Roch Siffredi(Alain Delon) hapiste geçen zamanının ardından ait olduğu Marsilya sokaklarına geri döner. İlk iş olarak muhtemel gammazcılarına göz dağı vererek şehre yeniden döndüğü haberinin yayılmasını sağlar. Adrien'in Barında gördüğü güzel Lola'ya sahip olmak istediğinde bunu isteyen tek kişinin kendisi olmadığını görür. Lola'nın en az Roch kadar "sağlam" bir talibi daha vardır ve iki rakibin kızı elde edebilmek için kıran kırana dövüşmeleri gerekmektedir.


Roch'un karşısına çıkan bu beklenmedik rakip Francois Capella(Jean Paul Belmondo)'dır. Tüm mahalleyi barın önüne toplayan baba usulü bir dövüşün ardından kıza tek başlarına sahip olmak yerine dostane duygularla işbirliğine gitmenin daha iyi bir yol olduğunu anlarlar. 1930'ların Marsilyasında sokakları elde etmek isteyenler için işbirliği yapmak hem güvenlik hem de büyümek açısından en ideal yöntemdir.
Francois ve Roch'un bir avuç adamıyla beraber ilk soyundukları iş, şehrin at yarışları ve boks müsabakalarının bahislerini ayarlamaktır. İkili birbirlerine ısındıkça ünleride artmaya başlar ve Marsilya'nın büyük patronlarının himayesinde onların adına iş takibine başlarlar. İkilinin büyüme hırsları vakti geldiğinde babaların izinleri haricinde kendi namlarına iş çevirmeye başlamalarına ve itaatsizliğin sonucu olarak ta savaşa yol açacaktır.


Uzun ve maceralı bir yolu deli cesaretleri sayesinde kateden ikili Marsilya'nın en büyükleri olduklarını ilan ettikleri gece, makineli tüfek sesleri eşliğinde şehre sahip olmak isteyen bir yabancının geliş haberini alırlar.

İki dostun yapacağı tek şey ayakta kalmak veya ayrılmak için son kez yazı tura atmaktır.




Erkekler arasında:

Sinema'nın varlığından bugüne erkekler arasında ki dostluk teması her tür içerisinde başarıyla yedirildiği takdirde sürekli tutan bir formül olmuştur. Borsalino'nun çevriminden kısa bir süre önce çevrilen tüm zamanların en başarılı westernlerinden birisi olan Butch Cassidy and Sundance Kid bu formülün en önemli örneklerinden birisidir. Western'de ki örneğinde Paul Newman ve Robert Redford'da olduğu gibi Delon ve Belmondo'nun da Borsalino'nun çevriminin ardından aralarından su sızmayan iki sıkı dost oldukları muhtemeldir.


Bir tarafta Fransa'nın "cool" sembolü Alain Delon'un şanına yakışan şekilde az ve öz konuşan yapısı diğer tarafta da sürekli macera peşinde koşan üçkağıtçı, tatlı serseri Belmondo'nun kadrajlardan taşan alaycı gülümsemesi Borsalino'yu bir klasik haline getiren özelliklerdendir.

Temel olarak ele alındığında Borsalino, Delon'un sinemada ki imajına daha uygun bir karakteri barındırmaktadır. İnsanı hayrete düşürecek cambazlıkların mucidi ve uygulayıcısı Belmondo'nun film süresince akrobatik yeteneklerinden ziyade senaryo gereği sadece yumruklarını konuşturabildiği göze alındığında Delon'un daha şanslı olduğu düşünülebilir. Bu nokta da serie noir'ların değişmez buz adamı Delon'un Borsalino'da da ne kadar soğuk olsa da esprili jargona katkıda bulunduğunu ve dolayısıyla Belmondo'nun akrobasiden verdiği taviz gibi onunda "ağır abilik"ten verdiği tavizle aralarında ki durumu eşitlemişlerdir.


Borsalino'nun kendine özgü yarı Fransız yarı İtalyan raconu sahibi ganglerini başarıyla canlandıran, birbirlerine karakter olarak nerdeyse zıt ama iş bitirme konusunda da o kadar yakın bu ikilinin filmin çevrimi süresince bol bol eğlendiklerine şüphem yok.



Okyanus ötesi:

Borsalino, yönetmeni Jacques Deray'in başarısının ödülü olarak Amerika'da da en az Avrupa'da ki kadar ilgi görmüş bir klasiktir. Filmin yolculuğunun kıtalar arası olacağı, çekimler esnasında bu amaca hizmet etmek için eklenen detaylarda gizlidir.

Butch Cassidy and Sundance Kid'e göndermeler içeren fotoğraflı anlatım, Mafya'nın ana vatanının İtalya olduğu kadar Gangliğin de anavatanının Amerika olduğunu bilerek 1930'lar Marsilyasını komşusu Sicilya'dan çok Chicago'nun yeraltı dünyasıyla ilişkilendiren temalar bu detaylardan bazılarıdır.

Çekiminden 4 yıl sonra ilk bölümün bittiği andan başlayıp Marsilyayı elde tutma mücadelesini ele alan ikinci film Borsalino & Co.'nun ilk filmle kıyaslandığında daha avantür bir yapım olduğu söylenebilir.



Tescilli Borsalino :

Senaryo, oyunculuk ve akıcılık kadar filmi güzel kılan başka özelliklerde bulunmaktadır. Borsalino ismi, filme damgasını vuran 30'ların bir giyim stili ve aynı zamanda İtalyan kökenli bir giyim firmasının ismidir. Belmondo ve Delon'un gardrop uzmanlarının ne kadar incelikle çalıştıklarını maskaretli ayakkabıları, çizgili takım elbiseleri ve tabii ki Borsalino kepleriyle anlaşılmaktadır.

Claude Bolling'in muhteşem Borsalino bestesi, tüm zamanların en iyi film müzikleri arasında en üst sıraları haketmektedir. 1930'ların dünyasıyla ve filmin güldürü yanı ağır basan gangster hikayesini tamamlayan bu melodinin bir bölümünü video sunumunda dinleyebilirsiniz.


Sadece Amerika veya Avrupada ki başarısını düşünerek es geçilmemesi gereken bir değer husus ta Borsalino'da yazı tura atan ikilimizin en azından bu özellikleri ile dahi ülkemizde "kanka olmak" tabirine uyacak bir janrın mensupları olduklarıdır.

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo

Borsalino jenerik ve müzik :


28 Nisan 2008 Pazartesi

Nico LANZETTA - IL BOSS 1973



IL BOSS
"İsa porno filmlerden hoşlanmaz."
Henry Silva - Nico Lanzetta

Palermo'nun organize suç patronu Don Corrasco(Richard Conte), Sicilya Konseyi'nin avukatı aracılığıyla kendisine ulaşan emrin doğrultusunda şehirde ki suç örgütlenmesinde bir reforma gitmeyi amaçlamaktadır. Bunun ilk adımı olarak, şehrin uyuşturucu baronu Don Cocchi'nin daimi rakibi Don Daniello'ya Cocchi'yi ortadan kaldırması için bir fırsat verir...


Palermo'nun sonbaharın pastırma sıcaklarıyla kavrulduğu bir gecede Don Cocchi ve kurmayları özel bir toplantı amacıyla biraraya gelirler. Toplantının özel sunumu içerisinde babalara özel olarak çekilmiş bir "yetişkin" filminin gösterimi de bulunmaktadır. Kapattıkları sinema salonunun makine dairesinde kendilerini bekleyen özel bir misafirleri bulunmaktadır. Nico Lanzetta(Henry Silva)...

Lanzetta, çocuk yaşlarında Don Daniello'nun himayesi altına girmiş bir infaz makinesidir. Patronunun özel emriyle uyuşturucu baronunu ortadan kaldırır. Sabahın ilk ışıklarıyla katliam haberi yayıldığında Palermo yeraltı dünyasında havaları daha da ısıtmaya yetecek tüm istihbaratta toplanmıştır. Cocchi'nin varisleri olan Kalabriyalı yeğenlerinin yas tutmaya niyetleri yoktur...


Şehir şiddetle çalkalanmaya başladığında, patron Don Corrasco kusursuz işleyen planının mutluluğuyla gülümsemektedir. İpin diğer ucunda, şehrin emniyet müdürü de mafya içerisinde ki temizlik hareketinden ötürü son derece memnundur. Kaçırma olayları, suikastler, bombalamalar sürerken gülümseyen adalet koruyucuları ve adaletsizler son gülenin kim olacağını bilmemektedirler...

Sicilya Konseyi, Palermo için yeni bir patronun arayışına girmiştir. Katliamlardan sağ kurtulan kişi, Palermo'nun yeni patronu olacaktır.


Portoriko'nun Sicilyalısı:

Gerçek hayatta safkan bir Sicilyalı olmayıp Porto Riko'lu bir melez olduğu rivayet edilen Henry Silva'nın sinema kariyeri tarihte eşine az rastlanan keskin dönüşlerle doludur. Amerikan Gang filmleri içerisinde saygın bir yere sahip Johnny Cool(1963) filminde ki alternatifsiz Sicilya kökenli gang rolüyle türün daimi kötü veya daha az kötü adamlarından birisi olarak aileye katılmıştır.


IL BOSS'un kilit adamı Lanzetta, Henry Silva'nın sinema kariyerinde ki en tarifsiz karakterdir. Elbette ki kötülüğü içerisinde barındırır ancak bunun derecesini ölçebilmenin pek te kolay olduğu söylenemez. Biat ettiği patronunun ölüm emrini infaz etmekten, patronun kızını önce kurtarıp sonra tecavüz etmekten, kendi özel muhafızına da düşmanlarına karşı olduğu gibi zerre kadar güvenmeyen bir adamdır. Filmin seyri için düşünülebilecek en kötü-iyi karakterdir ve burda ki Silva'nın normal hayatta ki karşılığı gerçek kötüdür.


Baba doğanlar:

IL BOSS'un patronu Don Corrasco rolünde karşımıza çıkan ve türün takipçileri için karşılarına çıkmış olmalarına hiç şaşırılmayacak kişi Richard Conte'dir. Coppola'nın klasiği Godfather'den türün keşfedilmemiş kıyılarında kalan pek çok filme, şehrin babası veya konsey üyelerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Conte'nin benzer roller içerisin de fazla hareket ve yorum imkanı bulunmaması benzer filmlerin onun bulunduğu bir yerde misafir olarak çekildiği hissini dahi uyandırabilir. Filmlerin adı, kalite ve bütçe amacıyla yapılan sınıflandırmalar değişebilir ama Conte hiçbir zaman değişmez.


Bir patrondan beklenmeyecek kadar sıradan bir görüntüye sahip olduğu düşünülse de Conte'yi "Boss" yapan özelliği "40 yalan memiş" misali aynı anda 40 ayrı şeytani planı kurup bir tanesi hakkında bile karşısına fikir vermeyecek yüz mimikleri ve gözleridir.


Fernando "Tarantino" Di Leo:
Quentin Tarantino'nun günümüzde Uzak Doğu yapımlarına verdiği destekten hareketle salt bir uzak doğu hayranı olduğunu düşünmek yanıltıcı sonuçlar doğuracaktır. Filmlerinden açıkça anlaşılacağı gibi aynı zamanda bir Spaghetti Western hayranıdır ancak mafia ve gangster hikayelerinin eksilmediği Tarantino kurgularının arka planda ki gizli ilham kaynaklarından birisi İtalyan sinemasının B - Babalarından Fernando Di Leo'dur.



Yeşilçam için avantür ve tapınma birlikteliğinin saygın isimlerinden Natuk Baytan gibi Fernando Di Leo'da İtalyan avantürleri için özel bir beyindir. Düşük bütçeler ve tanıdık hikayelere kıvrak kurmacalar getiren suç filmleriyle kendi tapınıcılarını oluşturmuştur. Di Leo'nun filmleri; Spaghetti Westernler de ki doğallık, Giallo filmlerinin sadizmi ve kimi zaman delicesine dönen yuvarlanan kamera açılarıyla B sinemanın kendi öğretisini yaratmaktadır.

Fernando Di Leo'nun en başarılı yapımlarını içeren "Milyar Üçlemesi" olarak adlandırdığı La Mala Ordina(1971), Milano Calibro 9(1972) ve İl Boss(1973) filmleri, racon kurma arayışı içinde ağırlaşan ve birbirlerinin kopyası haline gelmiş pek çok suç filminden ötededir.


CONTINUA :

Eğer Di Leo ölmemiş olsaydı üçlemenin bitmeyeceği konusunda tam bir kararsızlık hakim olsa da, şahsi fikrim üçlemenin son ayağı IL BOSS'un seyrine birebir oturan "CONTINUA" (Devam Edecek) ibaresinin gerçek hayata yapılan bir gönderme olduğudur.

Herkes gibi Mafia'da kendi bahar temizliğini yapma hakkına sahiptir ve IL BOSS bu dönemsel temizlikten bir kesittir. Aileye yeni katılanlar olsa da varlığını sürdürecek tek olgu sistemin kendisi olacaktır.
Ölümler de seçimler kadar doğal bir şekilde sistemin ayrılmazlarıdır.

Yazan : Gökay GELGEC - Yojimbooo

IL BOSS - Kalabriyalılar İnfaz videosu: