25 Nisan 2008 Cuma

Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 2


KURTLAR VADISI ANALIZLERI - 2
Kurtlar vadisi dizisi aksiyon gerçeğini yeniden gündeme getirdi. Maalesef çatışmalarda ve kavgalarda İbrahim Bozkurt, Yadigar Ejder gibi isimleri mumla arıyor olsak da Kurtlar Vadisinde aksiyon dozajı diğer örneklere göre daha fazla.

"Ah birde şu figüranlar güzel ölmeyi becerebilse dizide" desekte zamanla öğrenecekler sanırım. Dizinin karakter analizine gelince benim için dizinin kilit ismi Süleyman Çakırı oynayan Oktay Kaynarca idi. Ancak Kurtlar Vadisi analizime Oktay Kaynarca ile değil Necati Şaşmaz ile başlıyacağım.

NECATİ ŞAŞMAZ - POLAT ALEMDAR:

Kimin gündeme getirdiğini hatırlamıyorum ama yeni Cüneyt Arkın olarak lanse edilmek istenen Canpolat’ın Cüneyt Arkın gibi olabilmesi için at sırtında 150 film çevirmesi gerekiyor sanırım. Kaplanlar Ağlamaz filminde Cüneyt Arkın’ın Canpolat isminde oynamış olması belki ismin kaynağına yapılan doğru bir analiz olabilir.
Necati Şaşmazın Polat Alemdar kişiliğini oturtması 20 bölüm sürdü. İlk bölümler kafası ve omuzları aynı anda hareket ediyordu ancak iyi oyuncular yanında pişti diyebiliriz. Maalesef oynadığı karakterinde biraz şansız bir tipleme olması Polat Alemdar karakterini belli bir kalıp içine sıkıştırdı ve bundan çıkması da pek mümkün değil.


Şanssız bir tipleme diyorum çünkü mafyanın içine sokulan polis memuru veya istihbaratçı rollerini oynayan karakterlerin o mafyanın bir parçası olması konusu daha önce oldukça çok işlenmiş bir konu ve Necati Şaşmaz'ın aynı kulvar içinde yarıştığı diğer aktörler zeka ve aksiyonu oldukça iyi dengelemişlerdi, Necati Şaşmaz ise dengelemek yerine ofiste işleri çözmeye başladı. Belkide bilgisayar çağının gereği budur ancak bu tip filmlerin mihenk taşı James Bond hala teknoloji ve aksiyonu birarada yürütüyor, tabi Necati Şaşmaz’ın Kurtlar Vadisinin her yeni bölümünde araba ile uçarak helikoptere ters takla atarak girmesini beklemiyoruz.

Eli ayağının düzgün olması ve karizmasının olması bazı şeyleri kurtarıyor ancak vücut dilini çok iyi kullandığını söyleyemem. Hani Erol Evgin bile yer aldığı kavga sahnelerinde daha atik ve daha hareketli idi. Polat karakterinin Cüneyt Arkın ile Yılmaz Güney'in ortak bir potada eritilmesi olarak tasarlandığını düşünüyorum.


Yapımcıları Polat Alemdarı giderek ağır baba/patron rolüne oturttular. Yılmaz Güney'de huzuruna kabul ederdi ama bir aksiyon olması gerektiğinde 10 kaplan çevikliğinde saldırabilirdi. Cüneyt Arkın zaten avizeden uçarak 7 kişinin üzerinden salonun diğer ucuna ulaşmış olurdu. Bu yüzden Necati Şaşmaz'ın bence 70leri daha iyi incelemesi gerekiyor. Hem iyi bir görev adamı, hem ailemiz mafya babası, hem bir devlet görevlisi, hem bir bilgisayar dehası (çünkü Hackerlıkta yaptı birkaç bölümde), hem bir sevgi insanı, hem bir halk kahramanı, hem bir sevgili, hem esprili, hem de bir o kadar alçak gönüllü olmayı birarada yürütemiyor olması ve her bölümde farklı bir özelliğinin ortaya çıkması doğru bir karakter rölü oturtmasını zorlaştırıyor. Sanırım Polat karakterinin yerine oturamamasının sebebi bu dağınıklık. Senorya yazarlarının bu ego çatışmasını dengelemesi gerekiyor.


Oktay Kaynarca ile yakladıkları uyumlu ikilinin sonu Çakır'ın ölümü ile gelmişti. Uzun soluklu dizileri uyumlu ikililerin götürdüğü gerçeği var, kahramanın tek başına olması veya her geçtiğinde önünü ilikleyen adamlarının olması bu dinanizmi yakalamaya yetmiyor. Bütün bunların yanında Polat Alemdar karakterinin Abdullah Çatlı ile ilişkilendirilmesi bence biraz yanlış. Ancak konsept olarak bazı paralellikler kurulabilinir. Devlet için çalışan bir kişinin böyle başına buyruk olması yani bir sistemin içinde kendi gerçeklerine uygun çözümler üretme mesajı aslında gayet yanlış bir mesaj bu daha önce bazı yazarların çeteleştirmeye özendiriyor saptamasının ana sebebi olabilir ve giderek bunun dozajını arttırdılar sanırım. Türkiye'deki "halk kahramanı" kavramı dizide yanlış vurgulanıyor bence ve yaratılan karakter adil bir mafya babası yerine kendine bağlı sevenleri olan bir devlet çalışanına dönüşüyor.

Özellikle bu noktada Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın’dan ayrılıyor ve onlar gibi bir Halk kahramanı olmak yerine kendi ofisine kapanan bir devlet memuru çizgisine oturtuluyor. Haliyle bu dönüşüm dizinin geleceği açısından da zararlı. Geleneklerine bağlı ama halktan kopuk bir kahraman örneği çelişkileride yanında getiriyor.

Velhasıl Oktay Kaynarca varken Türk Sinemasına oldukça çok gönderme yapan dizi Polat Alemdar karakterine odaklandıkça yönünü Amerikadaki İtalyan mafyasına ve onun çözüm üretimlerine çevirdi. Bu noktada Polat Alemdar karakterinin şansızlığı o rolü Robert de Niro veya Al Pacino ’nun oynamıyor olması olabilir mi?
Bu arada Polat Alemdar’ı seslendiren Umut Tabak övgüyü hak ediyor.

Gelecek Bölüm: Görev adamı Memati diğer bir görev adamı Pala'ya karşı
Yazan: Utku Uluer

22 Nisan 2008 Salı

Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 1


KURTLAR VADISI ANALIZLERI - 1

Kurtlar vadisi Türkiyede bir fenomen haline geldiğinden beridir hakkında çok şey yazılıp çizildi. Kimisi "böyle" milliyetçi bir diziyi yazarak onun gündemde kalmasını istemedi. Kimisi dizi ile alakası olmasada ona bir çok anlam yükledi bazen dizi kendi kendine anlamlar yükler hale geldi. Türkiye’nin geleceğini diziye bağlayarak kurtarmaya çalıştılar. Bu hikaye dizi yasaklanıncaya kadar sürdü gitti, zaten daha sonra vatanı sevmek Kurtlar Vadisini sahiplenmek ile eş tutulur hale geldi.

Aslında fena reklam olmadı bu dizi için. Bu kadar çok konuşulan ve izlenen bir gerçek karşısında bizim gibi sinema üzerine kurulmuş tasarlanmış bir ortamda Kurtlar vadisine dokunmadan geçmek istemedim. Ülkemizde bazen görmezden gelsekte aksiyon yönünden çok önemli gelişmelere olanak sağlayan bir dizi ve köklerini 70lerin 80lerin avantür filmlerinden alıyor (tabi özellikle Çetin İnanç filmlerinde figüranlar daha iyi ölüyordu).


Kurtlar Vadisi analizi yapmak istememe gelince diziyi birçok kişiden farklı ele aldığımı düşünüyorum ve bunu herkesle paylaşmak istedim. Bu koşulları oluşturan 3 önemli nokta vardı. Birisi yurtdışında yaşadığım için dizinin öncesi ve sonrasında yaşanan polemiklerden uzaktım. TV de canlı yayından takip etmediğim için reklamlar ile kesilmeden izleme olanağı buldum ve aktörlerin yarattığı skandallardan ve diziye özenerek minik Canpolatlara dönüşmüş yurdum insanından uzakta kalarak sinirlenip tepki göstermeden diziyi izleme ve inceleme fırsatı buldum.

Bu nedenle dizi benim ilk Türkiye ziyaretime kadar farklı bir tad bırakmıştı bende. Ancak diziye özenenleri görünce ister istemez bende rahatsız oldum tabi birde özellikle 60. bölümden itibaren başlayan sloganalr dizinin özellikle ilk 30 bölümündeki havayı yok etti benim için. Ancak burada suçu diziye değil onun satışına bağlamak durumundayım. Gerçi dizide beylik laflar ve çeşitli genellemeler mevcut ancak gene beni çok fazla rahatsız etmediklerini söyleyebilirim.

Birde oyunculuğunu beğensemde Özgü Namal'ın avukat arkadaşı ile yaptığı kararsız nazlı sevgili dialoglarını son hızla ileri sararak izleme avanytajımda vardı. Yer yer dizide doruk noktasına çıkan dini öğretiler ve kendini tekrar eden ağır Lupus melodilerinide hızla geçtim. Dizide bir diğer hızla geçtiğim kısım ise Laz Ziya'nın kızının annesine olan özlemi, nefreti ve onun geçmişini sorguladığı sahneler oldu. Özellikle bu bölümleri hiç sevmediğimi belirtmeliyim. Yani anlayacağınız kendime göre hızlandırılmış ve kesilip biçilmiş halde izledim bu diziyi.


Bundan 5 yıl önce Star Wars'un 2. bölümü olan “Attack of the Clones” un amerikada yapılmış imax versiyonunda da Filmdeki Anakin Padme kısımlarını kesimişti fanları. Tabi buradan bir Kurtlar vadisi hayranı olduğumu çıkartmayın ancak bahsettiğim kısaltmalar diziyi daha izlenir kıldı benim için.
Bazı sitelerde dolaşan bazı videolarda dizi karakterleri ve mafya babaları ile yapılan benzetmelere katılmıyorum ve isimlerin yanlış olarak ilişkilendirildiğini düşünüyorum. Bu noktada ilerleyen yazılarda kendime göre bazı yorumlar yapacağım.

Bu açıklayıcı bilgiler ışığında sizler ile Kurtlar vadisi dizisi hakkında neler paylaşacağımı biraz anlatmaya çalıştım. Uzun uykusuz gecelerimizde Gökay ile yaptığımız kurtlar vadisi analizlerinede ara ara yer vereceğiz. Türk sineması ve Kurtlar Vadisi arasındaki paralellikler ve dizinin oyuncuları üzerine yaptığımız yorumları yukarıda yazdığım koşullara göre değerlendireceğinizi umarım.



Kurtlar Vadisi, Pusu ismiyle 19 nisan 2007'de tekrar başladı. Belki diziyi izlemek isteyenler veya yeniden hatırlayarak diziyi analiz et
mek isteyenler için ilginç bir başvuru kaynağı olabilir bu yazı dizisi. Diziyi izlemeyen ve protesto eden birçok arkadaşıma katılmakla birlikte bu dizinin saat 23:00ten 24:00’ten sonra yayınlanmak kaydıyla TV’de olmasından rahatsız olmayacağımı düşünüyorum. Genede 2005 yılında ki son 10 bölümü gerçekten kötüydü onuda yazıma eklemeden geçemeyeceğim. Bu arada Kurtlar Vadisi Irak filmini inceleyerek ve hakkında yorum yaparak zamanınızı harcamak istemiyorum.

Gelecek Bölüm: Polat Alemdar

Yazan: Utku Uluer

4 Ocak 2008 Cuma

Jeff COSTELLO - LE SAMOURAI 1967


LE SAMOURAI

"Kim olduğumun önemi yok. Seni öldürmek için burdayım."
Alain Delon - Jeff Costello

Jeff Costello (Alain Delon), Paris banliyölerinde yaşayan milyonlarca yalnız insandan birisidir. Bu hayalet insan aynı zamanda Paris Yeraltı Dünyasının yalnız kurtlarındandır. Kendisine ulaşabilenlerin verdikleri işler doğrultusunda sonsuz sadakatle hareket eden bir görev adamıdır.
Bir süre sonra Paris gece hayatının gözde klüplerinden birisinin önüne ustaca kamufle edilmiş çalıntı bir araba park eder. Gri pardesülü, fötr şapkalı ve beyaz eldivenli bir adam klübün ofisler bölümüne yönelir. Kısa bir süre sonra silah sesleriyle irkilen klübün piyanisti Valérie (Cathy Rosier) ofislere açılan boş koridorda hayalet gibi hareket eden katille yüz yüze gelir.

Polis şefi'nin (Francois Périer) elinde ki tek eşgal pardesülü, fötr şapkalı bir erkektir. Kısa bir süre içerisinde Jeff te dahil olmak üzere Paris'in gece hayatından toplanan yüzlerce şüpheli polis merkezine getirilir.

Jeff'in sorgulamada geçirdiği bir gece kendisini kiralayanlar tarafından hoş karşılanmaz. Yeraltı dünyasının kurallarına göre konuşmamış olsa dahi polisle temasa geçen birisini ortadan kaldırmak en köklü çözümdür. Kara listeye alınan Jeff, kendisine hazırlanan tuzaktan yaralı olarak kurtulur ve yine yeraltı dünyasının kurallarına göre yaralı bir kurttan kurtulmanın tek yolu onunla işbirliğidir.


Bir Delon klasiği :
Fransız kimliğinden öte dünya sinemasında soğukkanlılığın bir etiketi haline gelen Alain Delon'un kariyerinin en güzel örnekleri gang filmlerinden oluşur. Katil veya Baba olsun Delon için biçilen kaftan, kalabalıkların yalnız efendisi olmaktır. Efendi olabilmenin ilk koşulu da, yönettiklerinden bir adım önde olabilmektir.

Jeff film boyunca kendi kaderini çizmeye çalışanlardan bir adım öndedir. Bu özelliğin detayları kumar masasında açıkça dile getirilir. Asla tamamen kaybetmez, sadece kendi istediği kadarını karşısında kine koz olarak verir. Bu anlamda film boyunca Jeff'in suçluluğundan yüzde yüz emin olan müfettiş bile finalde elinde tuttuğu boş tabancayla, peşinde olduğu adamın kendisine bir lütufta bulunduğunu anlar.




"Samuray'ın ki sonsuz yalnızlıktır. Ormanda ki dişi kaplan olmadıkça."

Bushido'nun el kitabı

Le Samourai, Jean Pierre Melville'nin kara sinemasının en önemli örneklerinden birisidir. Melville'nin sineması diyaloglar ve seyirciyi bilgilendirmeye dayalı görüntülerden ziyade başka unsurlara dayanır. Filmlerin kurgusu ve anlatım stiliyle gayet durağan işleyen temposunu izlenebilir kılan esrarengiz bir gerilim öğesi bulunmaktadır. Gerilimin kaynağı ise metropollerin içerisinden incelikle seçilmiş karakterlerde yatar.



Melville'nin gangleri az konuşan sadece silahlarını ateşledikleri anlarda hızlı hareket eden tiplemelerdir. Aslında filmlerde karşımıza çıkan tüm karakterler birer ölüdür. Sadece kader olgusunun yaşamlarının son anlarında bir araya getirdiği karakterlerdir. Bu son karelerde resmedilen hikayeler, seyircilerin zihninde "acaba yaşayacak mı?" sorusunu oluşturur.

Finalde kazanan taraf ise sadece kara sinemanın kendi kurallarıdır.



LE SAMOURAI Fragmanı:



Le Samourai'nin sinemamızda ki etkilerini incelediğimizde akla gelen en önemli örnek, Cüneyt Arkın'ın başrolünde oynadığı 1972 yapımı Yaralı Kurt'tur. Film, hikayenin biraz daha farklı bir versiyonunu içermektedir.

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo