20 Ağustos 2008 Çarşamba

Gulio SACCHI - MILANO ODIA / ALMOST HUMAN 1974


MILANO ODIA
La Polizia Non Puo Sparare

"Bir polis 100 liret için öldürüldü"
Henry Silva - Kom. Walter Grandi

Milano sokaklarının serkeş mayını Gulio Sacchi(Tomas Milian) giriştiği hiçbir kanunsuz eylemde başarıya ulaşamamıştır. Kaldı ki iflah olmaz güven sorunları, onu günden güne bir uyuştucu bağımlısı haline getirmiştir. Şehrin kıdemli kabadayılarından "Bay Maione" adına giriştikleri soygunda da aynı başarısızlığını sürdürür, üstelik bir polis memurunu da öldürerek ...

Maione adına yaptığı bu son işinin ardından başsız kalan Sacchi kendi adına büyük bir iş çevirerek şehrin yeraltı dünyasına en iyilerden birisi olduğunu kabullendirme saplantısına kapılır.


Geçici çalışma ortaklarıyla beraber zengin bir işadamının kızını kaçırma planı düzenler. Ancak plan derinleştikçe Gulio'nun arkada hiçbir tanık bırakmayacağı da ortaya çıkar. Buna hikayeye sonradan dahil olan kısa süreli konuklarda dahildir.

Uyuşturucu, alkol ve vakit buldukça en sapkın yöntemlerle ırza geçme üçlemesi arasında işleyen şeytani plan kanunlarda ki boşlukları da hesap etmiştir. Her geçen gün gelen cinayet haberlerinin soruşturmasını üstlenen Komiser Walter Grandi(Henry Silva) ise suçlunun kendine bir paket sigara kadar yakın olduğunu anlamakta gecikmez.

Yinede kanunlar şimdilik suçludan yanadır.


MILIAN KANUNLARI:

Almost Human, poliziescoların genel olarak intikamcı kimliğine bürünen polisler üzerine inşa edildiği hikayeler içerisinde konuya kötünün açısından bakan nadir örneklerden birisidir. Filmin orjinal isminde geçen Odia - Nefret kelimesinin gereğini yerine getirmek adına tüm kıyıcılık ve sadizm öğeleri ana karakter Tomas Milian üzerine yoğunlaşmıştır.


Milian'ın benzersiz karakter yaratma yeteneğinin bir parçası olan Gulio Sacchi, cinsel sorunlar yaşayan orta yaşlı bir kadına tecavüz - sevişme arası bir çizgide (ve çoğunlukla sarhoşken) sahip olup sonra onu ortadan kaldırmaktan çekinmeyen, uyuşturucu etkisi altında 8 yaşında bir çocuğu makineli tüfekle öldüren, sigara makinesinden çalmaya çalıştığı 100 liretlik bozukluklar uğruna bir polisi öldüren, rehin aldıkları grup içerisinde ki tek erkeği oral sekse zorlayan ve tüm yöntemlerini Al Pacino'nun Scarface'sinde ki gibi bir bilge kişilik edasında içki arkadaşlarına öğreti olarak anlatan bir anti karakterdir.

Henry Silva'nın poliziescoların temel dayanak noktası olan Kirli Harry usulüyle çalışan sert polis kimliğini sadece sözel olarak yürütmektedir. Walter Grandi ana konu üzerine yoğunlaşırken eline geçen fırsatlarda suçlu temizliği yapan bir polis karakteri değil, tek bir konuya yoğunlaşarak onu sonuca ulaştırmak için çaba sarfeden bir çeşit John Wayne'dir.


B BULUŞLAR:

Bütçe dengelemesinin getirdiği parça atma çözümlerinin sadece Yeşilçam'a ait olmadığınıda belirtmek gerekiyor. Filmin ilk çeyreğini oluşturan kaç kovala sekansı hem Sergio Martino hemde Umberto Lenzi tarafından aynı döneme ait toplamda 3 adet ayrı poliziesco filminde de kullanılmıştır.

Filmin gecikmeli olarak gösterime girdiği Amerika'da bir korku filmi gibi lanse edilerek tartışmalara yol açan ALMOST HUMAN isimli çevirisi, ilk etapta düşünülen KIDNAP of MARY LOU'ya nazaran daha iyi bir alternatifdir.


MILANO ODIA'nın müzik albümü, Ennio Morricone'nin sürümden kazandığı yıllar olan 1970'ler boyunca nerdeyse ayda bir albüme imza attığı dönemde ilgili filmin sınıflandırılmasına bakmaksızın yaratıcılığını cömertçe sergilediği çalışmalarından birisidir. Temel olarak iki ayrı temanın çeşitlemelerinden doğan albümün açılış parçası, izleyiciye soygun sekansının gelişini bir mesih edasıyla haber vermektedir. Albümün diğer teması ise Henry Silva ile bütünleşen 60'lar gang soslarıyla süslenmiş bir crime jazz örneğidir.

Filmin müziklerinden örnekler için buraya tıklayınız.


Not: Filmin yerli alternatiflerinden birisi için geçtiğimiz ay sinematik blogunda ortak yapımlar konusunda ele aldığımız CANI'yi de takip edebilirsiniz.

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo

6 Haziran 2008 Cuma

Komiser BELLI - HIGH CRIME 1973


LA POLIZIA INCRIMINA

LA LEGGE ASSOLVE

Enzo G. Castellari ve Franco Nero Sunar

Komiser Belli (Franco Nero) ve amiri Aldo Scavino (James Whitemore) Marsilya - Cenova hattından sevkedilen uyuşturucu ticaretini engellemek için mücadele etmektedir. Avrupa'nın en güçlü suç örgütlenmelerinden birisi olan bu konsorsiyumun ortakları iki kanun adamının ulaşamayacağı kadar yüksek mevkilerde dostlara sahiptir. Ancak aktif olarak suç dünyasından çekilmiş yaşlı babalardan Cafiero (Fernando Rey) son günlerini huzur içinde geçirip, bir mafya babası için pek olağan olmayan bir ölüm şekli olan eceliyle ölümünü garantilemek için ekibe gerekli istihbaratı sağlamaktadır.

Operasyonlarını derinleştiren ikili zirveye doğru yaklaştıklarını hissettikçe örgütün de onlara cevabı gecikmez. Öncelikle istihbaratını bölge savcısı ile paylaşmak isteyen Emniyet Amiri evinin önünde bir suikaste kurban gider. Mafyanın bu hareketine karşılık polisinde cevabı gecikmez ve tüm şehir askeri ekiplerinde yardımıyla taranmaya başlar.
Kanun ile kanunsuzların mücadelesi sürerken tek başına kalan Belli, Cafiero'nun altın değerinde ki bir nasihatını unutur.
Sadece kendisi değil, en yakınındakilerde namlunun ucundadır.

POLIZIESCO ITALIA:
Bir süre önce Sinematik Spaghetti blogunda uzunca bir yazıyla yer verdiğimiz Castellari / Nero ikilisinin post modern westerni Keoma'da olduğu gibi High Crime da suç filmleri içerisinde hatırı sayılır bir öneme sahiptir;

High Crime, İtalyan Suç Sinemasının 10 yıllık bir dönemini kapsayan "Poliziesco / Poliziotteschi - Polisiye Gerilim" filmlerinin başlangıcıdır. Elbette ki bir polisiye gerilimi isimlendirerek ayrı bir kategori içerisinde incelemek ilk başta tuhaf gözükebilir. Ancak nasıl ki westernlerin ve Spaghetti Westernlerin olduğu bir külliyatta İtalyan usulü polisiyelerin de kendine has raconlarıyla Poliziesco olarak anılmaktadırlar.


Spaghetti Westernlerin melun Meksikalılarını aratmayan gangsterleri, bol bol soygun ve katliam temaları( özellikle çocuklar ve hamile kadınların öldürülmesi gibi ), kural tanımayan polisleri ve Poliziescoyu bir tür haline getiren dönemin polis arabaları Alfa Romeo Giulia'lar bu filmler süresince devamlı olarak gözlerinizin ziyaretçileri olacaktır.

Spaghetti Westernlerin aslına sadık kalınarak popüler kültüre hitap eden bir çizgide geliştirilen bir tür alternatif akım oluşu Poliziescolar içinde geçerlidir. Genel olarak Kirli Harry ile başlayan Amerikan usulü Kanun Koyucu Polisin özelliklerini uyarlayan Poliziescolar, 1970'ler İtalyasının kaotik ekonomik, siyasal ve toplumsal yaşamından beslenerek yükselen suç oranının sinema perdesine yansımasıyla beraber kendi çizgisini oluşturmuştur.

Poliziescoların en önemli yıldızları; Franco Nero, Tomas Milian, Luc Merenda, Henry Silva ve İtalyan Kirli Harry'si Maurizio Merli'dir. Yönetmenler konusunda ise ilk etapta sayılabilecek isimler Enzo G. Castellari, Fernando Di Leo, Umberto Lenzi ve Stelvio Massi'dir. Spaghetti ve Giallo'larda olduğu gibi tamamen tek bir türün yönetmeni olarak adlandırılamayacak hatta ülkemizde ki tabiriyle "Memur Yönetmen" usulüyle çalışan hemen hemen tüm İtalyan yönetmenlerinin de Poliziescolara katkıları olmuştur.


Italiano Connessione :

Castellari'nin start verdiği türün ilk filminde ki polis karakteri ise William Friedkin'in suç bombası French Connection'unun Popeye Doyle'unu (Gene Hackman) anımsatmaktadır. Ayrıca French Connection'un Fransız uyuşturucu baronu rolünde ki Fernando Rey'de bu Castellarinin filminde orjinaline zıt bir mafya karakteri olarak yer almaktadır.

Bununla beraber mükemmel kurgusuyla Avrupa kıtasına taşınan French Connection hikayesinin İtalyan usulünde bir sunumudur. Her Castellari filminde olduğu gibi ilk çeyreği oldukça uzun bir kovalamaca sahnesiyle başlayan film, seyirciyi bilgilendirmeye yönelik geri dönüşler, aksiyon sahnelerinin bitiminde ki ilginç kamera açıları ile gelecek bir kaç saniye içerisinde beklenmedik sahnelerle karşılaşılacağını hissettiren resimlemeler bu sunumun özelliklerinden bazılarıdır.

Güneş gözlüklerinden yansıyan oto görüntüleri, Kanalizasyon mazgallarına dönüş yaparak bir saniye sonra patlayacak bombayı anlattığını gösteren manuel kamerası, kimi zaman tepeden kimi zaman yere sıfır, kişilere 45 dereceden bakan Castellari usulü bir anlatımla saygın bir Poliziesco, bu tür üzerine yoğunlaşmayı düşünenler için ideal bir başlangıçtır.


Not Defterinden:

Bu tanımlamaların beraberinde izleyicilere ufak bir not olarak Tarantino'nun da yıllarca severek izlediği, "İtalyan B Sinemasının Kralı" olarak tanımladığı Castellari'nin sinemasına dair hemen her filminde yaptığı ufak birer göndermeyi dikkatli izleyiciler için Death Proof'ta (2007) arka planda çalan kısa süreli High Crime temasıyla devam ettirdiğini belirtmeliyim.

Castellari'nin not defterine göre filmde Cenova liman bölgesi olarak sunulan yer aslında Barcelona'nın liman bölgesidir.


Filmin lobi kartlarından örnekler:


Yazan : Gökay GELGEC - Yojimbooo

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 4



KURTLAR VADISI ANALIZLERI - 4

ÇAKIR

"Çakır - Çakıcı" benzetmesi basında çok fazla yapıldı. Oysa okuduğum bazı kitaplarda ve gazetelerde gördüğüm Alaattin Çakıcı tam olarak bu tiplemeye oturmuyordu ve dizideki Polat Alemdar'ın bazı yönleri ile daha çok Çakıcı'ya yakın bir çizgi çiziyordu. Hatta "Acaba Çakıcı, Polat Alemdar gibi mafyaya yerleştirilmiş midir?" diye düşünmedim değil.

Polat, özellikle racon konusundaki duruşu ile Çakıcı’ya daha yakın. Çakır ise Sedat Peker’le Alaattin Çakıcı arasında kalıyor. Interneti karıştırırken bulduğum bir yazıyı eklemek istiyorum çünkü Çakıcı da benim gibi bu benzetmelere katılmıyor sanırım.



















"İddiaya göre, dizide Çakır karakteriyle özdeşleştirilen Alaattin Çakıcı, kahramanın bir bölümde Kurtlar Konseyi'nin kararıyla tombalacının elini öpmesinden hoşlanmadı. Çakıcı Yaptığı açıklamada söz konusu dizinin gençleri olumsuz etkilediğini ve gerçek hayatta kimsenin elini öpmediğini söyledi. Çünkü 'el öpme' racona aykırı bir durumdu."
Çakıcı karısının ölüm emrini gözünü kırpmadan vermişti, oysa ki dizide Çakır eşine bağlı biri. Laz Ziya'nın diğer kızı bu konuda Çakıcı'nın eşine yakın bir durum gösterdi. Testere ile yasak aşk yaşaması ve Şanslı 1 gemisi olayları (Lucky 1 idi sanırım) hep gerçek olaylarla paraleldir. Ayrıca Çakır hapise girmemek için yurtdışına kaçmayı reddetmişti ancak Alaattin Çakıcı uzun süre yeşil pasaportla yurtdışında dolaşmıştı ve Avusturya'da yakalandı.

Bunlar iki karakterin yakın olmayan yönleri. Bunlar dışında dizide Çakıcı - Çakır benzerliği konusunda Cerrahpaşalılar konusu Çakıcı - Çakır benzetmesini pekiştirdi. Çünkü işledikleri konu ile yaşanmış olaylara biraz yaklaştılar (Şahin Ağa'nın öldürdüğü adam Karagümrüklü Nuriş'e benziyordu), bu çekişmede Karagümrük çetesi ile paralellik kurabiliriz ama o noktada Çakır'dan daha çok çete ile uğraşan Polat olmuştu ve cevapları hep o verdi (dizide Polat’ı öne çıkartma sorunsalı). Çakır'ın ve Çakıcı'nın da Karadenizli olmaları en önemli ortak noktaları ki Sedat Peker de Karadenizli.

Kısacası her yönüyle Oktay Kaynarca'nın canlandırdığı "Çakır" karakteri Polat Alemdar karakterinden daha önemli bir karakterdi. Yalnız ölümünden sonra bu kadar kolay harcanması ve kendine bağlı karısının bu kadar çabuk değişip sağ kolunun bir anda Çakır adını bile anmaması garip oldu. Bir önemli rol böyle harcanır konusunda başarılı çıkarttı yapımcılar, oysa bu tip mafya babaları kötü örnek olmalarına karşın hayatımızıninde yer alan, doğruları ve yanlışları ile yaşantımızda her zaman karşımıza çıkabilecek tiplemelerdir.

Türk sineması yıllarca bu temayı işlemiştir kaldıki bence dizi Çakır'dan sonra gerçekten "Mafya" dizisi olmuştur. Bu da bizim gerçekte mafyadan ne anladığımızla ilişkili sanırım.

Oktay Kaynarca yaklaşık 40 bölüm boyunca diziyi alıp götürdü, yer yer kullandığı aksesuarlar ile eski türk filmlerine göndermeler yaparak belli bir stil yarattı. Çakır'ın çelişkileri ve yarattığı fenomen uykusuz gecelerimize de konu olmuştur. Gökay (yojimbooo) ile yaptığımız "msn tespitlerini" sizlerle paylaşmak isterim:
Legoman
Oktay Kaynarca Türkiyede normal hayatta çok sevilen bir karakteri çok sevilir sekilde canlandırınca durdurulması zor bir fenomen yarattı. sonunu getiremedim cümlenin

Yojimbooo:
"yerel ağzıyla sevecen, kıyıcı yapısıyla kaçınılan hassas bir karakteri başarılı bir oyunculukla bir yıldıza dönüştürerek Çakır'ı bir fenomen yapmıştır."

LegomaN:
Çakır bugün yazlıklarda tatile giden sevilen ufak sevimli mafya tiplemesidir. Avşada oyleydi yani :)

Yojimbooo:
Şimdi bu doğru evet yalnız osman sınav gözüyle değerlendirdim onu çünkü o adamın eleştiren bir yönü vardır. Mesela çakırın ses tesisatçısını bıçaklatması o eleştirinin sonucudur özellikle gözüne sokar adamın o sahneyi bu adamlar sevimli olabilir ama sadisttirlerde der

LegomaN:
evet işte onu diyorum bende....

Yojimbooo:
ilk bölümde kana susamış göndermesi yapılan çakırın biftek yiyişide aynı eleştiriden bir kesit, bu yüzden sevilen bir tiplemeyi sevilen bir sekilde demek istedim ........


Böylesine sevilen bir tipleme olması üzerine halkta onu sahiplendi. Belkide sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir durumdur bu. Daha önce Polat Alemdar için yazdığım halk kahramanı tiplemesine uzak olma öğesi paradoksal bir biçimde Çakır karakterinde vucüt buldu.
Tüm sadistliği, kumarhane işletiyor olması ve kiralık katil olmasına rağmen bir şekilde kader mahkumu olması ve bazı siyasi göndermeler onu halk içinde sevilen bir tipleme yaptı. Hatta Çakır adına gazeteye ilan verildi ki bu gerçekten ağlamamız veya kızmamız gereken bir durumdu.
Oktay Kaynarca için de oldukça zor bir durum olmuştur bence. Herhalde Çakıcı ile onu bütünleştiren bir kesim Çakır'ı da kendisinden biri olarak sahiplendi. Oysa dizide "Mein Kampf" yani Hitler'in yazdığı Kavgam kitabını okuyan Testere Necmi idi ve aslında yer yer Polat ve Çakır'da bölünmüşlük hissi versede acımasızlığı ve siyasi görüşü bakımından Çakıcı ve Testere arasında paralelikler vardı. Belki de o kesim Testere öldüğünde de gazeteye ilan vermeliydi.

Bütün bunların yanı sıra Seray Sever'in ağbisi olarak iyi bir performans ortaya koydu. Kısacası Çakır ve çevresi "Alem"i gayet iyi önümüze serdi. Seray Sever ise bütün çekiciliğine rağmen bunu dizide pek ortaya koyamadı Polat Alemdar'a platonik bir şekilde harcandı gitti. Dizinin erkek fatması olarak kaldı ki bu kadar dekolte giyinen bir Erkek Fatma bence olmadı.
Aslında Memati ile tamamlayıcı unsur olarak çok iyi idiler. Tabi Memati tiplemesinin şansız bir noktasıda bu oldu güvenilen sağ kol ile kızkardeşi aşkı iyi bir malzeme olabilirdi dizide. Yinede Seray Sever'i beğenerek izliyoruz kendisine kızılın çok yakıştığınıda vurgulamadan geçemiyoruz.
Çakır tiplemesinin kullandığı aksesuarlar ve mekanlar çok önemli idi. Kumarhane ve hapishane sahneleri Türk sinemasında 60'larda ve 70'lerde değişilmez mekanlar idi. 1980'lerde ise azalarak önemilerini sürdürdüler.
Çakır'ın özellikle hapishane performansı oldukça iyiydi. Hapishanede Kadir İnanır'la Cüneyt Arkın arasında bir hakimiyeti vardı ancak burada tamamlayıcı unsur Şahin Ağa idi.

Peki Oktay Kaynarca’nın eski Türk Filmlerine gönderme yapan karakterinin özellikleri nelerdir?
Öncelikle ismi. Yeşilçam'da Cüneyt Arkın'ı bir efsane yapan filmlerin başında gelen Yıkılmayan Adam'ın gerçek ismi Çakırdır. O eline silah verilmiş ve mafyanın içine girmiştir (hayat şartları nedeniyle, babası için) ama haksızlığa karşı savaş verir. Bu ağır ismin Oktay Kaynarca'nın Çakırı ile kesiştiği noktalar ise fazla değildir. Çünkü Yıkılmayan Adam savaşır, el öpmez, biat etmez, ettirmez.
Öte yandan Çakır'ın özellikle Katillerde Ağlar filmindeki Nuri Alço'nun canlandırdığı Alcapone Kerim'in kullandığı bastonu değişilmez aksesuarı haline getirmesi bu dizide benim için önemli bir ayrıntı idi.

Çakır'ın bastonunu bir silah olarak kullanması ve baş kısmında yer alan gizli bıcak 60-70-80lerden çıkıp günümüze gelmiş bir geleneğin devamı idi.

Katiller de Ağlar filminde Kerim, Alcapone'nin rakiplerini düşmanlarını beyzbol sopası ile öldürdüğünden bahsediyor. Çakır'da Tombalacıyı beyzbol sopası ile öldürmüştü. Ayrıca Katillerde Ağlar filminde Godfather melodisi bol bol çalar yine kumarhanede Çakır ve Kızkardeşinin Godfather eşliğinde yaptığı dans hem Katillerde Ağlar'a hem de Baba filmine bir göndermedir aslında.


Tabi bu noktada Çakır tiplemesini Katiller de Ağlar filmi üzerine inşaa ettiklerinide düşünebiliriz.
80'ler Kötünün tam kötü, iyinin tam iyi olduğu yıllardır. 2000'lerde ise daha karmaşık tiplemeler gözümüze çarpıyor. Bu açıdan 2000'lerin daha gerçekçi olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Ancak Kurtlar Vadisi'nin en büyük çelişkisi büyüteç altına aldığı "Kötülerin" bir anda "İyi" yönlerinin ağır basmasıdır. Bu en çok Kılıç'ta olmuştu ancak Çakır'da da bu dengenin bozulduğu sık sık görülür. Önümüzde bir mafya babası değil herşeyi ailesi için yapan bir kader mahkumu resmi daha ağır basmaya başlamıştı. Bu da ister istemez bazı insanları olumsuz etkiledi sanırım.

Yinede Çakır benim için son dönemde ortaya konulan önemli bir başrol karakteridir...
Gelecek Bölüm: Konsey'e Giriş

Yazan: Utku Uluer