12 Ekim 2007 Cuma

Luca Di ANGELO - CONTRABAND 1980


CONTRABAND

"Fransız kerhaneleri gibi kokuyorsun"

Fabio Testi - Luca Di Angelo

Luca Di Angelo (Fabio Testi) ve ekibi Napoli’nin en sistemli çalışan deniz kaçakçılık şebekesinin(Contraband) atardamarıdır. Eski kuşak babaların gözetimi ve orta kuşak büyüklerinin yönetimi ile kaçak sigara sevkiyatları konusunda Sicilya’nın en büyükleridir. Mali polis ve sahil güvenliğin şebekeyi sürekli olarak takip altında tutması bile ekibin işlerinde ki başarısını engelleyemez. Kanun ve adaletin engel olamadığı bu yapılanma Napoli’nin sosyal yaşamı içerisinde ki para aklama yöntemlerini de keşfetmekte gecikmez. At yarışlarından gece kulübü işletmeciliğine pek çok yasal iş, şebekenin akladığı para ile sürmektedir.

Sigara konusunda uzmanlaşan şebekenin güvenlik güçleriyle deşifre edilemeyen ilişkileri denizin karşı kıyısından gelen bir haberle ortaya dökülür. Fransız sadist uyuşturucu baronu “Marsigliesi”(Marcel Bozuffi) şebekenin çalışma sistemi ve hattını uyuşturucu sevkiyatı için kullanmaya karar vermiştir. Bu cazip teklif için avans olarak Luca’nın kardeşini öldürür ve sahibi oldukları harayı yakar. Suikastın hemen ardından Napoli’de yeni bir gün doğarken Contraband tüm orta yaş ve genç kadrosunu kaybeder.


Bir yandan polis ve sahil güvenlikle kaç kovala oynayan Luca diğer tarafta kaçırılan ailesi ve öldürülen tüm yol arkadaşlarına karşı Fransızlarla yalnız bir savaşı sürdürmek zorundadır. Yüzyüze hesaplaşma günü geldiğinde Napoli’nin asıl sahipleri ortaya çıkarlar.

Contraband’ın en seçkin üyeleri olan yaşlı kuşak babalar…


Plastik cesetler:
Yaşadığınız şehrin sokaklarını sakince dolaşıken dikkatinizi çeken bir insanı düşünün. Kimi zaman güzeller güzeli bir bayan, kimi zaman da kolayca ayırt edilebilecek kadar düzgün fizikli bir erkek. Bu çok kısa zaman diliminde hafızanıza kazıdığınız bu insanın her şeyden önce yüzüyle hayalinize konuk olduğunu görecekseniz. Hayallerinizin bu seçkin konuğunun yüzünün tamamıyla paramparça oluşuna şahit olsaydınız ne düşünürdünüz?

Geri dönüşü mümkün olmayan şokların unutulma eğiliminde ki yaşanmış kabuslarınız olmasını mı yoksa sadece birer film karesi olarak kalmasını mı istersiniz? Eğer cevabınız ikinci seçenek ise “Maestro” Lucio Fulci’nin sinemasına hoş geldiniz.

Korku ile gerilimin arasında ki farkı öğrenebileceğiniz bu benzersiz akademinin başrolündekiler ölümleri özenle tasavvur edilip sadistçe parçalanan insanlardır. Fulci filmleri özel efekt teknolojisinin günümüz standartlarında olduğu bir döneme denk gelselerdi bu insanların plastik cesetlerinden daha fazlasını görme ayrıcalığımız olacaktı. Bu ayrıcalığa sahip olsaydık gerçek bu denli bir şiddeti ne kadar kaldırabilirdi?

Dinamik Katliamlar :
Bir buçuk saati aşan bu kan banyosu, Fabio Frizzi’nin benzerleri porno filmlerde bulunabilecek bir temayla 80’li yılların dinamizmini müjdeleyen müziklerinden, Fulci’nin kan ve şiddet gördükçe coşan kamerasına doyumsuz bir seyir keyfini sunuyor. Üstelik Fulci’nin sinemasını yakından tanıyan ve seven izleyiciler için stres ve yavaş anlatım birlikteliğini çok kısa bir zaman diliminde tutup, filmin ilk çeyreği dolmadan gangsterler savaşının ortasına intihar dalışı yaparak sadizm, gore ve maestronun fikirleri olduğu aşikar öldürme stillerini bekleyen izleyicileri bir an önce emellerine kavuşturuyor. Bu elbette ki suç sineması kadar korkudan da hoşlanan bir izleyicinin gözünden yapılan bir değerlendirme.




Oyunculuk konusunu incelemek gerektiğinde Sinematik Spaghetti’de Kıyamete Yolculuk kapsamında ele aldığımız Four Of The Apocalypse’nin acıların çocuğu Fabio Testi, Fulci’nin oltasına bir kez daha yakalanarak masumane yüz ifadesi ile kaçakçı Luca rolünde karşımıza çıkıyor. Karşısında ki kötü ise French Connection’un sadist sniper’i Marcel Bozzuffi. Sinema tarihinin en önemli katillerinden biri olmaya aday bu Fransızın CONTRABAND’ın senaryosu içerisinde ne denli isabetli bir seçimle yer aldığı ise tartışmasız bir gerçek.


18 Yaş :

CONTRABAND, PG standartları ve beraberinde gelen yaş kısıtlamaları ile her sinema eserine uygulanan tuhaf yaptırımlar içerisinde değerlendirildiğinde 18 yaş ve üstü uyarısını fazlasıyla hak ediyor. Surat yakma, makineli tüfekle kafa parçalama, gırtlağa namlu sokma akla gelebilecek ilk örnekler.

B tipi bir filmin kendi olanakları içerisinde birinci sınıf bir mafya filminde benzerlerine rastlayamayacağınız şiddet, işkence, infaz sahneleri için tavsiye edilebilir. Maestro Fulci’ye kendi uzmanlığını iyi yedirdiği bir klasik için teşekkür ederken kafamda son dakika da şekillenen bir sorunun cevabını almayı arzu ederdim;

“Acaba Godfather’i çeken insan Coppola değil de Fulci olsaydı izleyiciyi neler beklerdi?”


CONTRABAND infaz Videosu :



Yazan : Gökay GELGEC - Yojimbooo

25 Eylül 2007 Salı

Mike TORELLO - CRIME STORY 1986


CRIME STORY

1980'li yılları yaşayanlar için Don Johson'lu MIAMI VICE akılların bir köşesine kazınan vazgeçilmez bir devirdir. Hayatları ikilemler içinde gelip giden mutsuz polisler ve suçluların güneş ve kanla yıkanmış Miami'nin örgütlü suç dünyasında ki tuhaf serüvenleri, yaşam tarzları televizyon ekranından çıkıp hayatın bir parçası olarak izleyicilerde yer etmiştir.

Elbette ki bu yer edinme günümüzde eğitim gibi birincil önceliklerin eksikliğinden ötürü kafa kesme+ insan öldürme=vatanını sevme(?) gibi toplumsal cinnete yakıştırılan gülünç başlıklar altında olmamıştır. Versace gömlekler, Timberland ayakkabılar, Keten takım elbiseler ulaşılabilir nesneler olarak modaya yön vermiş öte yandan Ferrari, Lamborghini gibi uç noktalarda ki spor arabalara sahip olup bir teknede hayatını sürdürmek ise genellikle iç geçirten bir merhale olarak akılların gizemlerine kazınmıştır.



Michael Mann efsanevi televizyon serisinin ardından organize suç konusunda daha derli toplu bir konsept içerisinde ve daha kişisel bir anlayışla ele aldığı CRIME STORY'i yaratmıştır. 1980'lerin 90'lı yıllara kavuştuğu dönemde televizyonlarımıza konuk olan bu dizi hiçbir zaman MIAMI VICE gibi bir fenomen halini almasada organize suça yaklaşımı ve birbirini takip eden olaylar zinciriyle iki sezon boyunca meraklısı için daha gang bir alternatifi sunmuştur.

1963 yılının Chicagosunda bağımsız soyguncu Ray Luca'nın(Anthony John Denison) yükseliş hikayesi, Amerikada organize suçun ikinci dünya savaşı sonrasında ki yükselişinin; Chicago sokaklarından Las Vegas'a uzanan bir suç imparatorluğu ve imparatorluğu çökertmeye kararlı sert polis Mike Torello'nun(Dennis Farina) hikayesidir.



CRIME STORY, Miami Vice'nin aksiyon anlayışı ile Mann in kendine has karakter anlatımı, başarılı müzikleri ve ışık kullanımıyla 1980'lerin gözünden 1960'lara dair güzel bir karışımdır.

Michael Mann'in yıllar sonra THE HEAT ile tüm dünyaya kendini kabul ettirdiği "insan" gangsterler ve "insan" polisler yaklaşımının köklerinin dayandığı bu güzel yapımın nostaljisini yapmak isteyen, Runaway parçasını duyup gülümseyen okurlarımıza;




Yazan : Gökay GELGEC - Yojimbooo

19 Eylül 2007 Çarşamba

GET CARTER - 1971


GET CARTER

"İriyarısın ama kofsun, oysa ki bu benim mesleğim"

Michael Caine - Jack Carter


Jack Carter (Michael Caine) Londra yeraltı dünyasının bir numaralı katilidir. İnfaz konusunda ki yeteneği onu baba Cliff Brumby’nin sağ kolu yapmıştır. Carter sadece babanın en yakınında ki adam olmakla kalmayıp babanın kadını ile de ilişkini sürdürmektedir.

Ülkenin kuzeyinden gelen bir haber her şeyin seyrini değiştirir. Carter’in kardeşi Frank şüpheli bir trafik kazasında ölmüştür. Babanın tüm itirazlarına karşın Carter, New Castle’ye doğru hareket eden trende yerini alır.


Londra’nın bir numaralı adamının New Castle’ye gelişi yerel gangsterlerin isteyeceği son şeydir. İstenmeyen adamı şehirdedir ve polisin soruşturmadığı, gangsterlerin uzak durduğu bir ölüm olayını çözmeye kararlıdır.

Ailesinin kötü adamı olduğuna inanan Carter, araştırmayı sürdükçe çevresinde ki herkesin kendisinden daha az kötü olmadığını anlar. Kötülerle diyalog kurabilecek yöntemlere ise fazlasıyla sahiptir.


İngiliz Raconu :


Tarihin dondurulmuş bir parçası içerisinden gelen bu film türün meraklısı her insan tarafından kolayca kaldırılamayabilir. İtalyan veya Fransız usulü bir gangster filmi sevdalısı için Get Carter, işleyişi açısından son derece durgundur. Ana fikir herhangi bir gangster filminde rastlanabilecek türden olmasına karşın sadece bir tek Get Carter vardır.


Get Carter’i bir klasik haline getiren özelliği ise metotlarından kaynaklanmaktadır. Yönetmen dokunuşları olarak akılda kalan detaylardan ziyade İngiltere’ye has insan profilleri, 1970’ler İngiltere sinin sosyal yaşamı ve oyuncuların mükemmel performansları metotların parçalarını oluşturur.

Kasvetli bir ülkenin kara film anlayışı başarılı bir yapıma imzasını atar. Kötüler Güney Avrupa’da ki meslektaşlarına göre tamamen duygusuzdur. Kadın seçimi konusunda ise dünyada ki diğer ülkelere göre daha başarılı olan Avrupa’nın, içerisinde erotizm veya hayallerin yücelttiği kadın tiplemelerini barındırmayan bir örneğidir. Kadınlar tamamen seksi davet eden ve erotizmden öte pornoya göz kırpan karakterlerin temsilcileridir.


1960’lı yıllarda kaynayan bir kazana dönüşen İngiliz müzik piyasasında dünyanın gelecek yıllarına damgasını vuracak tarzların tohumları atılmaktadır. 1968’in ardından Rock müzik ve alt kolları tüm dünyayı kuşatırken kimi yerde Psychedelic, kimi yerde Progresif anlayışlarla milyonları sürüklemeye başlar. Bu değişim sürerken İngiltere’nin piyano dehalarından sayılan genç besteci Roy Budd kendi müzikal birikimlerini senfonik müzik ve günden güne hayranı olduğu Blues ile harmanlamaktadır. Müzik piyasasında ki değişim Budd’un stilini etkilemekte gecikmez ve film müzikleri bestecisi olarak ilk ses getiren albümünü de Get Carter ile gerçekleştirir. Get Carter’in müzikleri Souldan Funk’a; Rock’tan elektronik müziğin kökleri olarak sayılabilecek bir anlayışa türlü tatları içeren hoş bir dinlencedir.


Get Carter before Carter Gets You! :

Michael Caine’in alternatifsiz bir şekilde fazlasıyla yakıştığı karakter İngiliz usulü soğukkanlı bir maçonun temsilidir. Kendi yarattığı dünyanın tek insanıdır, kadınları döver, günün bir parçası olarak sürekli seks yapar, soğukkanlılıkla öldürür, sistemli şekilde infazlar gerçekleştirir. Bu stildeki bir görev adamının kendi coğrafyası dışında alternatifini bulabilmek nerdeyse imkansızdır. Çünkü karakter her şeyiyle bir İngiliz kıyıcısıdır. Yıllar sonra Amerika tarafından tekrar uyarlanan ikinci Get Carter, bu coğrafya tutarsızlığı sebebiyle başarısızlığa uğramıştır.



Tarihi filmlerle süregelen bir kariyer içerisinde sevimli ve itaatkar İngiliz subaylığından, başına buyruk katilliğe geçiş Michael Caine’in oyunculuk serüveninde de bir dönüm noktası olmuştur. Savaştan, gerilime, epiklerden, komediye her ipin usta cambazı olan Caine için İngilizler tarafından yapılan tanım ise;

“Caine is Carter”



Bu slogan günümüzde de eskimiş gibi gözükmüyor. Caine kendi stili içerisinde Charles Bronson’un İngiltere şubesi olarak VIGILANTE tanımına yakışan tek isim.

Get Carter Amerika Fragmanı :


Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo